|
Yine karanlık çökeli çok zaman oldu bu şehrin kalabalık sokaklarına... Rüzgar uyudu... Su uyudu... Gece uyudu...
Sevdalar koşturuyor sokaklarında el ele... Bir ben varım karanlıkta birde gidişin... Tarifsiz acılar sarıyor etrafımı, hatıralar tutuyor ellerimden... Ne gözyaşlarım, nede delicesine akıp giden zaman melhem oluyor açtığın yaralarıma... İçli bir şarkı dolaşıyor bu şehrin sokaklarında... Tükeniyor bir bir umutlarım, direnemez oluyorum gidişlere... Bir bir yalan olup akıyor avuçlarımdan sevdalar... Gittikçe büyüyen bir yalan oluyor bütün aşklar... Geriye yalnızlıkları, acıları bırakıp umutları çalıyor her gidiş... Haykırmak istiyorum kalabalık caddelerde, isyanlar fayda etmez olunca başlıyor yaşlar süzülmeye gözlerimden...
Yanızlığın başkenti oluyor bu şehir, caddelerdeki kalabalığa inat... Sönüyor bir bir sokak lambaları ayrılığa uyum sağlarcasına sindirerek vedaların acısını içine... Islak caddelerinden içi boş umutları savuruyor yıldızlara her gidenin ardından ... İçinde büyüttüğü bütün sefaları, kaldırıma bıraktığı bütün neşeleri armağan ediyor yalan olan sevdalarda kaçıp gidenlere... Karanlık sokaklara mahkum ediyor payına yalnızlık düşen ne varsa... Ben bu şehri unuttum. Tıpkı senin onu, onun beni unuttuğu gibi... İçimde fırtınalar kopararak unuttum... Bırak bu şehri, Bu şehirle yaşayan acıların üzerini aynı çölün kumları örtsün, Bırak boş sokaklarda anılar gönüllerince dolaşsın... Bu boş sokakta, şu merdivenin başında asılı kalan kahkahalar, Sen gittin gideli onlarda kör, Onlarda sağır, Onlarda dilsiz, Onlarda katılmış bu uyku oyununa Onlarda unutmuş bu şehrin aydınlığını... Bundan sonra gelme artık... Senin sevmediğin bu şehir ne senin gölgeni, ne de bekçiliğini sindirir içine... Her bir kaldırım taşı tanır seni... Kokunu... Sesini... Yüreğini... Ama artık hiç biri istemez seni yeniden görmeyi.
Lavcivert gökyüzünü kaplar gözlerinin siyahını çalan bulutlar.... Son bir martı haykırır veda edercesine bu şehre... Son çiçekte solmuştur, dahası küsmüştür bu şehre, yaşanan sevdalara ve gidenlere... Giderken sen acımasızca ne depremler oldu bu şehirde, Asfaltlarında ve duvarlarında kalan gölgeni yutmak için ne ekazlar olştu, Dinmek bitmez fırtınalar yaşadı aralıksız bu karanlık sokaklar söküp atarken içinden kokunu. Sokak lambaları da söndü bir daha yanmamak için, Aydınlatmamak için terkettiğin bu şehri, Senin bakışlarınıda sildi içinden sönerken... Can çekişen umutlar kapıldı sana dair herşeyi sürükleyen, sonsuzluğa doğru yol alan selin akıntısına... Şimdi artık sakın dönme... Gidişine alışamayan bu şehri, dönüşünle sahipsiz bir enkaza çevirmemek için gelme... Kal olduğun şehirde. Uzan terkettiğin şehirden çaldığın yeşil çimlere, Sen terketsende seni terketmeyen yıldızlara dön. Yum gözlerini arkanda bıraktığın anılara, Gece, bak o zaman sana neler getirecek....
Her güneşin batışında bir aşk daha biter bu ıslak kaldırımlı şehirde Ve bir zindan daha örülür kalanların üzerine...
Al İstanbul'un sefası neşesi senin olsun, Ver bu şehrin tasası derdi benim olsun...
Şiirin Yazarı: Burcu ÇOKATAR Şarkı Okuyan: Yağmur Şiiri Okuyan: Dj Anadolu
|
2009-08-30 22:25:58 - soru(cevap ta istiyorum)