Her an her saniye o amansız uçurumdan yuvarlanma riski ile karşı karşıya yaşıyoruz... Bir yarışın içinde buluyoruz ansızın kendimizi, yaşamaya başladığımız ilk andan itibaren... Amacı sadece yaşamak olan, ödülü olmayan bir yarış bu. Nerde, ne zaman, nasıl yönlendireceğimizi biz bile bilemeyiz bazen yaşamımızın. Bir anda bütün her şey değişiverir, biz ne olduğunu bile anlamadan... Şans güler yüzümüze iyimi, kötümü olduğunu bilmediğimiz bir şans. Toz pembe bir rüyaya dönüşür kimi zaman arkasındaki karanlık dünyayı gizleyen bir bulut misali... Elimizden kayıp gider yaşantımızın bütün ipleri. Artık başka beyinler ele geçirir yaşamın iperini, biz sadece kendiyaşamımız içinde bir kukla rölü üstleniriz. İmrendirici sanılan bir dünyanın bataklığına saplanır kalırız, çırpındıkça daha çok batarız farkında Halbuki ne kadar güzel gelmiştir bize ilk zamanlar, her zaman kendimiz olarak kalıcaz sandığımız bu yaşam... Tıpkı yıldızlar gibi, parlak ve mükemmel. Ve yine tıpkı yıldızlar gibi soğuk ve uzak bir yaşam sadece başkalarının ışığını yansıtıp sadece onları temsil eden.... Geçen hafta düşündürücü ve üzücü bir olayla sarsıldı bütün Türkiye. Herkesin çok iyi tanıdığı Semra Hanım'ın oğlu Ata, yıldızlara aldandığı bu hayata dahil olmak istedi, uçuruma düşeceğini hiç düşünmek istemeden. Ve en başından beri bilerek hayatın acımasızlığı... Aslında o bile bile kaybetti yaşam yarışında. Peki kimdi bu Semra Hanım ve oğlu Ata, neden ve nasıl oldu da Türkiye'yi bu kadar ilgilendirdi. Ana Haber bültenlerinde baş sırayı almayı başardı. Ben bir gencim, bütün gençler gibi bende hayatın zorluklarını biliyorum ve altını çizerek söylemek istiyorum bütün gençlerin bildiği gibi bende çuruma düşmemek içn neler yapmam gerektiğini adım gibi biliyorum. Peki Ata genç değilmiydi ve Semra hanım hiç genç olmadı mı? Bu sahte boyalarla boyanmış, sadece ışık oyunu olan hayatta yenilmeyi nasıl başardılar... Herkesin tanıdığı bir insan olmak için değermiydi bu kadar rezilliğe... Tabiki hayır!... Önemli olan tanınmak değil, insan gibi yaşamaktır... Biz Semra Hanım'ı, oğlunun ölümü için suçlamak yerine, onları hayatımıza bu kadar sokan, her yaptıklarını önemli bir olaymış gibi bize aktaran, sadece para kazanmak uğruna gençlerin, ailelerin yaşamlarını uçuruma sürükleyen insanları suçlamalıyız... Sigaranın bile ne demek olduğunu bilmeyen insanları, halka adanmış gibi gösterip, onları büyük bir bencillikle bu sahte hayatın içinde alkol ve uyuşturucu maddeler ile boğan insanları suçlamalıyız... Daha ŞEHİT gibi saygı duymamız gereken bir kelimenin anlamını bile bilmeyen insanların, bütün şehitlere ve ailelere hakaret edercesine, şehitlikle bana göre alakası olmayan bir insanın tabutuna bayrak sarmalarına izin verenleri suçlamalıyız... Genç olduğumuzu, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğimizi unutan, bizim hayatımızı kendi doğruları çerçevesine yerleştirmeye çalışan insanları suçlamalıyız... Neyin önemli neyin önemsiz olduğunu bilmeyen, sadece reyting peşinde koşan, halkı bilgilendirmek yerine onların gözlerini kapatan, asıl suçluları perde arkasında bırakan, vatanı için şehit olan gençlerimizi bize unutturan medyayı suçlamalıyız... Asıl suçlamamız gereken bana göre, bu kadar suçlanacak insan varken, her şeyin sorumlusunu bir tek insana yükleyenlerdir hiç şüphesiz.... İyi bir hafta geçirmenizi dilerim... Saygılarımla...
|
2009-05-21 16:15:36 - turlarımız başladı