Siteme Hoşgeldiniz...
Alemin En Delikanlı Radyosu ~ [ OhBee Radyo ] ~ Genç Neslin Özgün Sesi


2/11/2006
- Bir uçurum olmuş hayat...


Her an her saniye o amansız uçurumdan yuvarlanma riski ile karşı karşıya yaşıyoruz...
Bir yarışın içinde buluyoruz ansızın kendimizi, yaşamaya başladığımız ilk andan itibaren...
Amacı sadece yaşamak olan, ödülü olmayan bir yarış bu.
Nerde, ne zaman, nasıl yönlendireceğimizi biz bile bilemeyiz bazen yaşamımızın. Bir anda bütün her şey değişiverir, biz ne olduğunu bile anlamadan...
Şans güler yüzümüze iyimi, kötümü olduğunu bilmediğimiz bir şans. Toz pembe bir rüyaya dönüşür kimi zaman arkasındaki karanlık dünyayı gizleyen bir bulut misali...
Elimizden kayıp gider yaşantımızın bütün ipleri. Artık başka beyinler ele geçirir yaşamın iperini, biz sadece kendiyaşamımız içinde bir kukla rölü üstleniriz.
İmrendirici sanılan bir dünyanın bataklığına saplanır kalırız, çırpındıkça daha çok batarız farkında Halbuki ne kadar güzel gelmiştir bize ilk zamanlar, her zaman kendimiz olarak kalıcaz sandığımız bu yaşam... Tıpkı yıldızlar gibi, parlak ve mükemmel. Ve yine tıpkı yıldızlar gibi soğuk ve uzak bir yaşam sadece başkalarının ışığını yansıtıp sadece onları temsil eden....
Geçen hafta düşündürücü ve üzücü bir olayla sarsıldı bütün Türkiye. Herkesin çok iyi tanıdığı Semra Hanım'ın oğlu Ata, yıldızlara aldandığı bu hayata dahil olmak istedi, uçuruma düşeceğini hiç düşünmek istemeden. Ve en başından beri bilerek hayatın acımasızlığı... Aslında o bile bile kaybetti yaşam yarışında.
Peki kimdi bu Semra Hanım ve oğlu Ata, neden ve nasıl oldu da Türkiye'yi bu kadar ilgilendirdi. Ana Haber bültenlerinde baş sırayı almayı başardı.
Ben bir gencim, bütün gençler gibi bende hayatın zorluklarını biliyorum ve altını çizerek söylemek istiyorum bütün gençlerin bildiği gibi bende çuruma düşmemek içn neler yapmam gerektiğini adım gibi biliyorum. Peki Ata genç değilmiydi ve Semra hanım hiç genç olmadı mı? Bu sahte boyalarla boyanmış, sadece ışık oyunu olan hayatta yenilmeyi nasıl başardılar... Herkesin tanıdığı bir insan olmak için değermiydi bu kadar rezilliğe... Tabiki hayır!... Önemli olan tanınmak değil, insan gibi yaşamaktır...
Biz Semra Hanım'ı, oğlunun ölümü için suçlamak yerine, onları hayatımıza bu kadar sokan, her yaptıklarını önemli bir olaymış gibi bize aktaran, sadece para kazanmak uğruna gençlerin, ailelerin yaşamlarını uçuruma sürükleyen insanları suçlamalıyız...
Sigaranın bile ne demek olduğunu bilmeyen insanları, halka adanmış gibi gösterip, onları büyük bir bencillikle bu sahte hayatın içinde alkol ve uyuşturucu maddeler ile boğan insanları suçlamalıyız...
Daha ŞEHİT gibi saygı duymamız gereken bir kelimenin anlamını bile bilmeyen insanların, bütün şehitlere ve ailelere hakaret edercesine, şehitlikle bana göre alakası olmayan bir insanın tabutuna bayrak sarmalarına izin verenleri suçlamalıyız...
Genç olduğumuzu, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğimizi unutan, bizim hayatımızı kendi doğruları çerçevesine yerleştirmeye çalışan insanları suçlamalıyız...
Neyin önemli neyin önemsiz olduğunu bilmeyen, sadece reyting peşinde koşan, halkı bilgilendirmek yerine onların gözlerini kapatan, asıl suçluları perde arkasında bırakan, vatanı için şehit olan gençlerimizi bize unutturan medyayı suçlamalıyız...
Asıl suçlamamız gereken bana göre, bu kadar suçlanacak insan varken, her şeyin sorumlusunu bir tek insana yükleyenlerdir hiç şüphesiz....
İyi bir hafta geçirmenizi dilerim...
Saygılarımla...

Yorum ( 29 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/11/2006
- Giden olmak zordur da ya KALAN olmak...


Yalnızlığı dantel gibi ince ince işler gece kalanın yüreğine...
Sessizlik damla damla artırır ayrılığın acısını...
Gitmek zordur da kalmak çok daha zor gelir seven yüreğe...
Hatıralar zindan olur, hapseder içine, yutar bütün gülüşlerini...
Serseri bir rüzgar gibi eser ayrılık. Ümitlerini, hayallerini yitirdiğin anda, patlar fırtına...
Ama ne gürültüsü daha çoktur acından ne de yağmuru gözyaşlarından...
Seli alıp götürsün diye avuçlayıp yalnızlığını bırakırsın yağmura...
Nefesin kesilir, ayrılık acısı tıkar boğazını, en çok konuşmaya, bağırmaya ihtiyacın olduğu zamanlarda...
Kör bir mermi ateşlenir gidenin dilinden kalanın yüreğine parçalarcasına, hiç kanamadığı kadar şiddetli kanar bu kez, elin ayağın tutmaz olur, yıkılırsın şiddetli bir depreme dayanamayan bir bina misali...
Sahipsiz bir enkaz olursun gecenin karası yutarken seni...
Ayrılığın ilk sabahında martılar selamlar güneşi, yalnız hayatına uyanırsın ilk defa...
Hırçın dalgalar vurur ıslak gözlerine...
Durur zaman, akmaz olur...
Yavaş yavaş su alan bir tekne gibi batarsın ayrılığın içine...
Sevda dışlar yalnız yüreğini. Gülmeler, mutluluklar yasaklanmıştır artık...
Paldır küldür girdiği hayatından sessiz sedasız çıkıp gitmiştir sevmek...
Ayrılıklara adanmış şarkılar saçılmıştır terkedilmiş şehirlerin caddelerine...
Yersiz, yurtsuz, gölgesiz kalmıştır artık bütün aşklar...
Hasretlere mahkum olur en masum sevdalılar...
Ansızın yağan yağmur alır götürür kaldırıma sinen anıları, hırçın bir rüzgar savurur cam kenarlarına dizilmiş en güzel sözcükleri...
Ayrılıktır bu... Temmuz’da yağan kar gibi dondurur bedenini, iliklerine işler soğuğu, acıtır yüreğini ve yakar güneşiyle, kavurur seni, için için üşürken yalnızlıktan, hasretiyle yanarsın alev alev...
Rutubetli duvarların kokusu siner bütün hatıraların üzerine...
GİDEN olmak zordur da
        ya KALAN olmak...

Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


31/7/2006
- Yine Kalabalık Bu Şehir


Yine karanlık çökeli çok zaman oldu bu şehrin kalabalık sokaklarına...
Rüzgar uyudu...
Su uyudu...
Gece uyudu...

Sevdalar koşturuyor sokaklarında el ele...
Bir ben varım karanlıkta birde gidişin...
Tarifsiz acılar sarıyor etrafımı, hatıralar tutuyor ellerimden...
Ne gözyaşlarım, nede delicesine akıp giden zaman melhem oluyor açtığın yaralarıma...
İçli bir şarkı dolaşıyor bu şehrin sokaklarında...
Tükeniyor bir bir umutlarım, direnemez oluyorum gidişlere...
Bir bir yalan olup akıyor avuçlarımdan sevdalar...
Gittikçe büyüyen bir yalan oluyor bütün aşklar...
Geriye yalnızlıkları, acıları bırakıp umutları çalıyor her gidiş...
Haykırmak istiyorum kalabalık caddelerde, isyanlar fayda etmez olunca başlıyor yaşlar süzülmeye gözlerimden...

Yanızlığın başkenti oluyor bu şehir, caddelerdeki kalabalığa inat...
Sönüyor bir bir sokak lambaları ayrılığa uyum sağlarcasına sindirerek vedaların acısını içine...
Islak caddelerinden içi boş umutları savuruyor yıldızlara her gidenin ardından ...
İçinde büyüttüğü bütün sefaları, kaldırıma bıraktığı bütün neşeleri armağan ediyor yalan olan sevdalarda kaçıp gidenlere...
Karanlık sokaklara mahkum ediyor payına yalnızlık düşen ne varsa...
Ben bu şehri unuttum.
Tıpkı senin onu, onun beni unuttuğu gibi...
İçimde fırtınalar kopararak unuttum...
Bırak bu şehri,
Bu şehirle yaşayan acıların üzerini aynı çölün kumları örtsün,
Bırak boş sokaklarda anılar gönüllerince dolaşsın...
Bu boş sokakta, şu merdivenin başında asılı kalan kahkahalar,
Sen gittin gideli onlarda kör,
Onlarda sağır,
Onlarda dilsiz, Onlarda katılmış bu uyku oyununa
Onlarda unutmuş bu şehrin aydınlığını...
Bundan sonra gelme artık...
Senin sevmediğin bu şehir ne senin gölgeni, ne de bekçiliğini sindirir içine...
Her bir kaldırım taşı tanır seni...
Kokunu...
Sesini...
Yüreğini...
Ama artık hiç biri istemez seni yeniden görmeyi.

Lavcivert gökyüzünü kaplar gözlerinin siyahını çalan bulutlar....
Son bir martı haykırır veda edercesine bu şehre...
Son çiçekte solmuştur, dahası küsmüştür bu şehre, yaşanan sevdalara ve gidenlere...
Giderken sen acımasızca ne depremler oldu bu şehirde,
Asfaltlarında ve duvarlarında kalan gölgeni yutmak için ne ekazlar olştu,
Dinmek bitmez fırtınalar yaşadı aralıksız bu karanlık sokaklar söküp atarken içinden kokunu.
Sokak lambaları da söndü bir daha yanmamak için,
Aydınlatmamak için terkettiğin bu şehri,
Senin bakışlarınıda sildi içinden sönerken...
Can çekişen umutlar kapıldı sana dair herşeyi sürükleyen, sonsuzluğa doğru yol alan selin akıntısına...
Şimdi artık sakın dönme...
Gidişine alışamayan bu şehri, dönüşünle sahipsiz bir enkaza çevirmemek için gelme...
Kal olduğun şehirde.
Uzan terkettiğin şehirden çaldığın yeşil çimlere,
Sen terketsende seni terketmeyen yıldızlara dön.
Yum gözlerini arkanda bıraktığın anılara,
Gece, bak o zaman sana neler getirecek....


Her güneşin batışında bir aşk daha biter bu ıslak kaldırımlı şehirde
Ve bir zindan daha örülür kalanların üzerine...

Al İstanbul'un sefası neşesi senin olsun,
Ver bu şehrin tasası derdi benim olsun...

Şiirin Yazarı:
Burcu ÇOKATAR
Şarkı Okuyan: Yağmur

Şiiri Okuyan:
Dj Anadolu

Yorum ( 12 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


24/6/2006
- Bir Bavul Dolusu Yalnızlık


Hani düşünmez olursun gerçekleri...
Anılar yakar seni, anlamsız düşünceler sarar
bedenini fırtına misali, savrulursun, yorulursun...
Acır yüreğin hiç acımadığı kadar...

Dalar gider bakışların yağmur damlalarına...
Suskun dudakların kilitlenir, konuşamaz...
Bilir konuşursa yaşlar saracak yanaklarını...
Damlalar akamaz gözlerinden, tutarsın kendini,

Yalancı bir tebessüm gelir yerleşir dudaklarına...
Yağmur bile utanır yağmaya, uzanamaz avuçladığın topraklara...
Bağırmak istersin ansızın, isyan edersin...
Bomboş caddelerde elinde içi yalnızlık dolu bir bavulla...
Yürürsün karanlık sokaklarda, gölgen bile terketmiştir seni...

Bir şarkı gezinir dudaklarında ağlamaklı, hatıraların hapsolduğu...
Bakışlar susmuştur, bir veda bile çok gelmiştir kanayan yüreğine...
Kaçıp gitmek istersin yüreğine acılar dolduran bu şenirden.
Yumarsın gözlerini, gerçekleri görmekten kaçarsın,
bir damla yaş süzülür yalnızca gözlerinden, alev alev yanar için,
duymak isteyipte duyamadığı sözcükler bulandırır beynini...
Kurtulamazsın sevdandan, yapışmıştır yakana bir kez
ayrılık vakti gelir dayanır kapına, kurtulamazsın
ayrılık denen amansız, hoyrat rüzgardan...
Savurur seni yaşadığın rüyanın dışına...

Gelincik gibi bir başına rüzgara direnmeye çalışırsın,
ince ve savunmasız bedeninde kabullenir yüreğin gibi bu gidişi...
Ne gündüzün nede gecen vardır artık...
Yaşadığın her saniye çekilmez olur...
Bitsin dersin, bitsin istersin bu işkence...
Gitmeler bu kadar çok açıtmamalıdır yüreğini...
Kaçmak istersin her köşesi acı dolu bu şehirden.
Ama bütün yollar seni getirir terkeder tekrar kaçtığın bu şehre...
İsyan edersin geceye...
Bağırmak, haykırmak istersin yıldızlar alsın götürsün bedenini diye...
Onlar da duymaz olur yakarışını...

Yalnızlıktır bu gelir yerleşir yüreğinin en kuytu köşesine... Kenetlenir kalır orda...
Daha çok sıkar damarlarını her anıda, kan dolaşmaz oluncaya kadar...
Bir şiir gibi yaşayıp bitmek istersin bu hayatta...
Sokak lambaları da söner bir bir umutların misali...
Yalnızlık sarar sımsıkı, kaçmalar fayda etmez yüreğine...
Tükenirsin yavaş yavaş, acı ağır gelmiştir,
dayanamamıştır yüreğin vedasız gidişlere...
Gücün bitmiştir, umutların tükenmiştir artık,
yumarsın gözlerini yarın doğacak güneeşe kadar...
Bulut olur, yağmur olursun, yalnızlık olup yağarsın geceye...

Senden geriye rutubet kokusu sinmiş boş bir oda
bir de içi yalnızlık dolu bir bavul kalır, acıyla sönen hayata hatıra...

Yorum ( 18 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Git"me"


      Git"me" 

Sakın bakma öyle yüzüme. Hiç durma gidenin ardından bir daha açılmamak üzere kapanan kapının karşısında. Hiç bir şey açıklama, giderken söyleyecek birşey bulamaz insan. Sakın sende gereksiz tesellilerin ardına sığınanlardan olma... Haydi kapı orda çık ve git... "Oysa daha kokuna bile doyamadım, sana doyamadığım gibi. Halbuki ne çok hayalimiz vardı, neler planlamıştık dalga seslerini eklerken sevdamıza. Şimdi sensiz nasıl yaşayacak bu yürek, yokluğunda titreyen bedenim sensiz nasıl ayakta duracak. Gitme kal desem kalırmısın benim dünyamda..." Bitmek için başlar aşklar. zaten biteceği belliydi başlamadan. Kim bilir sen gitmeseydin belki de ben gidecektim. Herkes tercihleriyle yaşar ve sen gitmeyi tercih ettin. Git hadi, için rahat olsun. Kalmasın aklın bende. Boşver acıklı vedaların baş rollarini paylaşmayalım. Git... "Benim aklım da yüreğim de sende kalacak. Bitmeyen sevdalardandı oysa bizimkisi. Dünya yıkılsa, nehirler tersine de aksa bırakmazdım seni. Kendimi adamıştım ben bu aşka. Benim dünyamda, benimle kalmanı isterdim. Herşeyim olmanı, herşeyin olmayı istemiştim sadece. Şimdi kimin yanında olduğunun ne önemi var artık. Bana sadece ağlamak düşer, geceyi katık edip gidişine..." Dost kalalım dilersen. Görüşürüz yaşanmamışcasına bu sevda. Mutlu olmanı isterim benden sonra, bunu hakettin. Merak etme bende mutlu olurum gidişinin ardından. Belki başka yüzler, başka sesler girecek hayatımıza. BElki bir gün unutacağız paylaştığımız ne varsa sevdamıza dair. Hadi git.... Hangi yara kabuk bağlamadı ki bu güne kadar? Hangi yangın sönmedi ki? Yapman gereken neyse yap, git... "Unutabilir misin bu kadar kolay? Yaşananlar silinirmi sanıyorsun bir çırpıda. Sensiz mutluluk haramdır bana. Seni içimden kopartıp atmak, okyanısları kurutmak kadar imkansız. Senden sonra yüreğimde açtığın yaralar her gün daha çok kanayacak. Yaktığın sevda ateşini hiçbir sağanak söndüremeyecek. Yalandı mutluluğunu dilemem de. Sende benim gibi mutlu olma. Belki o zaman dönersin yeniden bana..." Çok uzattın.... Hadi çık ve git artık. Hem neden üzgün bakıyor gözlerin. Mutlu olmalısın gittiğin için. Belkide sana teşekkür etmem gerekir. Bu sevdanın yükünü aldın omuzlarımdan, hafifledim sayende. Sık sık ararım seni merak etme. Git... "Gitme herşeyim, yalvarırım gitme. Ayrılık ayrılık ateşlerine bir başıma atıp gitme beni. Senin için çarpan yüreğimi, kanadı kırık bir serçe gibi bırakıp gitme. İçim acıyor, yüreğim yanıyor. Aşkımızın hatırına, yaşananların anısına "gitme, gitme kal bu şehirde, gitme, gitme yazık olur bize...

 

Yorum ( 5 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Şarap ve aşk


Kopan iki yürek arasında, ürkek, şaşkın ve çaresiz bir çocuk gibi, parçalanmış kalbimi cebime koyup gidiyorum başka bir şehire... Gözlerim yetim kaldı gidişinle, sesinin sıcaklığından mahrum kaldı evimin rutubetli duvarları... Bir sözün şiir olurdu bende... Bir kadeh şarapta aşkın tarifini yapardık... Aşkın şarapla bütünleştiği masalı anlatırdın okşarken saçlarımı... Aşk kırmızıydı, buruktu, zamanla güzelleşiyordu ve serhoş ediyordu şarap misali... Gittin... Seninle aynı gökyüzünü, aynı yağmuru paylaştım. Bu şehirin tozlu yollarında, sokak lambalarında ısıttım yokluğunla titreyen sana hasret yüreğimi... Şevkate aç, çaresiz bir çocuk gibi, kimi zaman da tutkulu, özlem dolu, muhtaçlığımla akıyorum sonsuz maviliklere... Bilmezdim... Bilemezdim gün gelipte yüreğinin yabancı bir kadehin şarabını tadacağını, şiirlerime bir yüreğin daha ekleneceğini... Yıktın ansızın duvarlarını, uzağıma düştün birden bire... Yavaş yavaş kayışını izledim avuçlarımdan... Sen giderken başka bir yüreğe, içimde kopan fırtınaları susturmaya çalıştım sessizce... Yılları, günleri, dakikaları, "an'ları "anı'lara çevirdin, sessiz, sedasız, sakince... Sevdim seni... Seni sevmek, bana yer olamayan hayatını uzaktan izlemek oldu çok zamandır... Ellerinin başka saçları okşaması, başka yüzleri beni öpüşün gibi öptüğünü izlemek oldu, uzağında kaldığım hayatını, köşe başlarından... Kokuna hasret yatağımda, terler içinde uyanmak ve bencilce yüreğindeki tek aşk olmak için döktüğüm gözyaşlarım oldu, seni sevmek... Yabani bir ot misali sardı bedenimi öfke ve kıskançlık rüzgarları. Saplanıp kaldım gecenin en koyu mavisini üzerine örten denizde... Yalnız, terkedilmiş, sessiz, kendi sevdamla delirdim gidişinin ardından... Şimdi yüreğim naşık gibi işlediğin acılar içinde, sonsuzluğa bırakıp gittin acımadan... Gittin... Az önce varlığınla alevlenen gözlerimdeki sevinci, daha şimdiden hasretinle kavrulmuş, boyun eğmiş, donuk ve soğuk, özleminle yanıp tutuşan bir karanlığa bırakıp gittin... Tıpkı diğerleri gibi bu şiirde sana, umursamaz yüreğine benden bir armağan...

Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Dön gel lütfen...


Henüz gidişinin ilk sabahında hasretler içinde yanıyorum. Ne alıştığım sesin var artık ne de doyamadığım kokun.... Gittin ya helal olsun yakışır sana... Senden arta kalan yalnızlık tuttu bu sabah sana dokunmaya alışkın ellerimi... Yasakladığım gözyaşlarım kuralları yıktı... Oysa yaşayacağımız ne çok masalımız vardı. Ne çok sözümüz söylenmedi kimbilir... Şimdi yoksun, bense gidişinin ilk gününde delirircesine özledim seni... Bir başıma alışamam yokluğuna... Baharın yeşilini, denizin mavisine kattığın ela gözlerini arıyor gözlerim... Sesini ararken kayboluyorum sensizlikte... Gitmem, benimsin deyişlerin var artık anılarının fonunda... Caddelerde kahkahalarımız, yıldızlarda umutlarımız asılı kaldı, bir de vedasız gidişin yüreğimde... Şimdi hoyrat bir rüzgar esiyor bu şehirde ve son bir ışık sönüyor en son yürüdüğümüz sokakta... Güneş sızıyorilk kez sensiz odama günaydın demek için... Özlenim vuruyor gidişinle yıktığın koca çınardaki yaprağı kopartıp götürerken... Ölümmü daha acıydı yoksa gidişinmi çözemedim hala... Penceremin önünde her sabah öten serçeler de gelmedi bu sabah. Hercai menekşenin üstünde çiğ taneleri kalmış bir tek... Bak hüzün doldu gözlerim, bu enkaz gidişinin eseri. Kıyamam sana diyordun, hani çok seviyordun? Vedayı bile haketmeyen bi gidiş neydi o zaman. Biz seninle aynı kökte can bulmuştuk, tek yürekte iki bedendik. Şimdi sensiz nasıl dururum ayakta?... Dön gel hadi, gel ki kabusum bitsin... Ne gerek vardı bu ayrılığa, bu çileye, bu gidiş yakıştımı sevdamıza... Şimdi kimbilir nerde, hangi kollarda arıyorsun sevgiyi, bakmaya kıyamadığım gözlerin hangi gözlere mahkum bilmiyorum ama gene de ben her gün, her an döneceğin günü hayal ediyorum...

Yorum ( 8 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Anneler Günün Kutlu Olsun


Yangın yeri yüreğinde, en güzel sevgileri gördüm. Kırdım belki seni istemeden, üzdüm... Ama sevdim seni, söyleyemeden... Sıcacık gülüşün sardı düştüğümde kanayan dizimi... Yüreğindeki sevgi büyüttü küçücük yüreğimi... Yaşlar süzülürken gözlerimden saçımı okşayışın silgi gözümdeki yaşları... Limanım oldun en büyük fırtınalarda... Okuduğum en güzel kitap oldun... Şimdi yoksun... Gittin ardına bile bakmadan... Hani hep derdinya, seni kırdığımda, beni çok arayacaksın diye... Evet itiraf ediyorum, seni her gün, her an, her saniye arıyorum, sesini, gülüşünü huzurunu özlüyorum.... Kaybetmeden anlayamazsın değerini derler ya, şimdi bunu daha iyi anlıyorum... Sensiz ne bayramların tadı kaldı nede seninle izlediğimiz Adile Naşit filimlerinin. Halbuki ne çok benzerdin ona... Şimdi yüreğim eksik biraz, dönmemecesine çıkarken o kapıdan gitme diyemedim.... Aslında neler söylemek isterdim sana ama hiç birini söyleyemedim... Erken olmadı mı biraz gidişin... Çok erken bırakıp gitmedinmi beni... Şimdi sevmeye korkuyorum, kaybetmenin acısını bıraktın yüreğime... Düşmemek için koşmuyorum, senden sonra düşersem dizim kanar diye... Açılmıyorum o çok sevdiğim denizlere, fırtına çıkarsa sığınacak limanım yok diye.... Ve gittiğin günden beri ağlamıyorum, gelip gözümdeki yaşları silmeyeceksin diye... Sen olmasan bile ben hala seni çok seviyorum ve çok özlüyorum.... Anneler günün kutlu olsun...

Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Kapanmayan yaralarım


Sevmeyeceğini biliyordum ilk günden beri... Çok sevdiğim bu şehri, bana dar edeceksin biliyorum... Anladın sevdalanışımdan, tanıdın beni sana bakarken alev alev yanan gözlerimden. Gözüm kapalı sevda uçurumuna atlamamdan tanıdın.. Çünkü sende benim gibiydin... Sende hep seni sevmeyecek sevdalara koştun... Her kapıda benim gibi, sana acı çektiren, yaralayan ve o yaraların kapanmasına izin vermeyenleri aradın. Tıpkı benim gibi sende incitip kıranı sevdin hep. Sen söylemesende bakışın, korkun, dokunuşun bir bir itiraf etti bütün gerçekleri... Beni sevmeyeceğini biliyordum. Kabullenmiştim gelişinin gidişin olacağını. Ama ben de kendim gibi birini sevmeye susamıştım. Gerçekten incitilmeye, acı çekmeye, tıpkı kendim gibi birini özlemeye, ekmek gibi, su gibi muhtacım... Sevilmeye susamıştım. Gözlerinde aynı susamışlığı görünce tutamadım, aktım gittim nehir misali sevda nehrine senin gözlerinde... Yıllarca sakladığım ne kadar cümle varsagarip bir telaşla savurdum rüzgara... Söylememem gerekenleri söyleyince anlarsın heyecanımı. Git gide daha çok saplanır sözcüklerim çamura. Çırpınır, çırpındıkça daha çok kirlenir, daha çok dibe sürükler asi yüreğimi... Bu şehirde aşk bir savaşa dönüşmüştür artık, bütün silahlarını kullanırsın bu savaşta ve daha çok acı çekersin. Kendi mutluluğunu kendi ellerinle atarsın en dipsiz kuyulara. Sanki hiç mutlu olmak, sevmek, sevilmek istemiyormuş gibi. Kendinden insafsızca intikam alır gibi. Hiç olmadık bir anda, alınıp koparılmaktansa kendi elimizle onu yok etmek, var olmasına, bizi koparmasına izin vermeden biz yok ederiz mutluluğumuzu. Aslında bir intikam değil, acımasız hayata ve adaletsiz kurallarına bir isyan belki de bir başkaldırıştı bu... Bizim gibilerin sevdaları dünyanın en mutsuz istasyonu değilmiydi. Uzaklara, sınırların ötesine gitmek isteyenlerin ama bir türlü gidemeyenlerin garıydı... Elbet bir gün yanar bu sevda durakları, bizim gibilerin gezdiği hasret yolları tutuşacaktı bir gün. İşte bu yüzden zindandan beterdi sevda, tuzak olurdu yollarımıza. Böylesi sevdalara düşmek, bağlanmak uzaklara, sınırların ötesine gitmeyi engellemekti... Bizim gibiler, güneşli bir günde başlayan sağanak yağmur gibi hep hırçın, hüzünlü, kırılgandık her şeye... Her seferinde bizi istediğimiz gibi sevmeyenlerin hayaletlerini arar dururuz imkansız bedenlerde, bulamayacağımızı bile bile... İşte bu yüzden hayatımız, anılarımız saçılmış ortalığa, hayatımızdaki her şey gibi darma dağın. Zaten bizim gibiler adı düzen olan her şeyden nefret etmez miyiz? Hem toplasak ne olacak ki!... Bir gün biri gelip biriktirdiğimiz, düzenlediğimiz, üzerine titrediğimiz her şeyi, tıpkı daha öncede olduğu gibi, ansızın, savurup, dağıtıp gitmeyecek mi? Ve ne acı, biz gidip nerde bizi sevmeyecek, acı çektirip, incitecek olanlara bağlanacağız. Telefonlara çıkmayanlara tutuklu kalacağız... Bir kere açtım kapılarımı sana. Bir kere hissettirdim sana, senin gibi olduğumu. Aslında bende biliyordum en başından, sen seni sevmeyenleri seveceksin tıpkı benim gibi. Halbuki öyle özledimki benim gibi birini sevmeyi, incitilmeyi özlemeyi... Şimdi kollarımı uzatıp, avuçlarımı çeviriyorum hep gri olan bulutlara. Mutluluk avuçlarımdaydı, tutamadım kaçtı diyorum. Kaçtı derken ayrılığın karanlığında kapatıyorum avuçlarımı boşluğa. Biliyorum kimi seversek sevelim hiç kapanmayacak yaralarımız... Hiç kapanmayacak ve avuçların ayrılığın karanlığında boşluğa kapanacak... Tıpkı benim gibi...

Yorum ( 9 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


2/6/2006
- Sen yüreğini mavi tut


Olmayan bir dünyada seyrederken mehtabı sessiz sedasız, görünmeyen bir el okşar yüzünü, gülüşünü sarar usulca... Hiç hissettirmeden gizlice sızar yüreğine, sarar sımsıkı... Git gide daha çok canını yakar, ama niyeti yoktur öyle çabucak bırakıp gitmeye... Sen acı içinde kıvrandıkça o daha çok zevk alır... Gülüşünü düşürüverir ilk önce yüzünden... Daha çok eğlenmektir niyeti... Anılar bir film olup akmaya başlar dört bir yanından... Özlemler hasretler gelip yerleşir içine... O el hala yüreğini sıkıyordur, taki gözlerinden yaşlar süzünelene kadar devam eder canını yakmaya... Etrafından akıp giden filimler yeni yaralar açar kapanmayan yaraların üzerine... Bir omuz ararsın, yaşlar süzülürken ardı ardına yanaklarından... Huzurlu bir ses ararsın yüreğindeki kanayan yaralarına melhem olacak... Yıldızlar gibisindir o an onlar gibi kalabalık ve bir o kadar yalnız... Haykırmak istersin lanetlercesine kaderini... Bir yumruk gelir oturur boğazına, konuşamazsın. Zaten bağırsan da, haykırsan da kim duyar ki yakarışını. Kim tutar ki ellerini sen uçurumun başındayken, kim siler ki gözyaşlarını gamzelerine değmeden... Yalan dünyada, sevdan gibi sende kocaman bir yalan olursun... Hüzün yüksü bulutlara karışır deniz mavisi gözlerin... Bir martı havalanır haykıramadığın gökyüzüne... Artık çekilsede o el, acısı kalmıştır yüreğinde... Ne koyu mavi deniz kabullenir bundan sonra seni. Ne de martıların sahiplendiği açık mavi gökyüzü... Ama mavi sevgidir, mavi umut. Sen ne olursa olsun yüreğini mavi tut...

Yorum ( 10 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti

Ben Kimim?


Sadece gazetede yazarak yetinmek istemedim ve fazla güzellik göz çıkarmaz diyerek bu siteyi hazırladım. Bu dijital vadide sevinç, hüzün, mutluluk, aşk ne ararsanız var tabi; birde siz varsınız. İyi eğlenceler...



Menü


  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
    <%LinkTitle%>


  • Reklam Alanı




    Sayfa: 1 - Toplam: 5
    | Sonraki Sayfa
    © 2006 ~ Bir Bavul Dolusu Yalnızlık ~ Yazıların ve Şiirlerin izinsiz kopyası yasaktır...
    eXTReMe Tracker